Her bölümünde farklı bir distopik teknokrasi kurgusunu ekrana taşıyan ünlü dizi Black Mirror’ın üçüncü sezonu yayınlandı. Sezonun ‘Playtest’ isimli ikinci bölümü ise aralarında PC Gamer genel yayın yönetmeni Tyler Wilde’ın da olduğu birçok kişinin aklına önemli bir soru getirdi: “Sanal gerçeklik hangi çizgiyi geçerse tehlikeli hale gelecek ve onu durduracak mıyız?”

Ufak bir araştırma yaptığınızda, sanal gerçeklik endüstrisinin güvenlik konusuna sanıldığı gibi proaktif yaklaşmadığı gerçeği ile karşılaşacaksınız. Mide bulantısını ve kablolara takılıp düşmeyi bir kenara bırakacak olursak, sanal gerçekliğin beynimize ve vücudumuza yaptığı etkilere dair yeterince bilimsel araştırma bulunmuyor.

Gözümüze çarpan ilk önemli araştırma iki yıl önce UCLA nörologları tarafından yayınlanan ve beynimizin sanal gerçekliğe gerçekliğin kendisi gibi tepki vermediğini ortaya koyan oldu. Araştırmanın başını çeken bilim insanı Dr. Mayank Mehta şöyle açıklıyor: “Sanal gerçeklikte beynin mekansal öğrenme ile ilgili aktivite gösteren bölgesi, gerçeklikte mekansal işleme yapan bölgeden tamamen farklı.” Tek başına bu araştırma bulgusu bile, endüstrinin sanal gerçekliğin nöronlar üzerindeki etkisini araştırmasını sağlamaya yetmeliydi.

İki yıl sonrasına, bu senenin mart ayına geldiğimizde, Guardian’ın aynı konu üzerine kaleme aldığı makale hiçbir şeyin değişmediğini gözler önüne seriyordu. Nottingham Üniversitesi profesörlerinden Dr. Sarah Sharples, gazeteye verdiği demeçte şöyle söylüyordu: “Henüz insanların uzun süreler sanal gerçeklik deneyimlediği aşamaya gelmiş değiliz. Sanal gerçekliğin uzun vadeli etkileri üzerinde kesin bulgular elde etmek için haftalar ve aylarca süren kullanımlara ihtiyacımız var.”

Büyük bir sıçramanın arifesinde olan sanal gerçekliğin insan sağlığına etkilerine dair elle tutulur hiçbir bilgiye sahip değiliz ve çok uzak olmayan bir gelecekte çoğu evde bir sanal gerçeklik cihazı bulunması muhtemel…

USC School of Cinematic Arts akademisyenlerinden Marientina Gotsis’in bu ayın başında Live Science’da yayılan makalesi, çocukların güvenli sanal gerçeklik kullanımına odaklanıyordu. Fakat değişen bir şey yoktu: “Sanal gerçeklik teknolojisinin çocuklar için güvenli kullanımına dair üzerine akıl yürütebileceğimiz yeterince veriye sahip değiliz. Bu konudaki araştırmaların azlığı ve nöroplastisite (beynin çevresel değişikliklere ve hasarlanmaya karşı uyum geliştirme yetisi) ile çocuklara dair bildiklerimiz yüzünden çocuklara sanal gerçekliği rahatlıkla öneremiyorum.”

Sanal gerçekliğin fobilerin, depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkların iyileştirilmesi gibi durumlarda nasıl yardımcı olabileceğine dair sürekli olarak yenilenen bir haber akışı söz konusu. Peki ya endüstri uzun süreli kullanımda veya spesifik medya içeriklerinde ortaya çıkabilecek potansiyel rahatsızlıklar?

Günümüzde bu konuya karşı takınılan genel kanı kullanıcıların sağduyulu davranmaları ve donanım üreticileri tarafından yayınlanan yan etki rehberlerini göz önünde bulundurmaları yönünde. Oculus’un Rift için hazırladığı rehberi buradan görebilirsiniz. Görüşüne göre endüstri ürünlerin içerisine uyarılar koyarak, sorumluluğu kullanıcılara bırakma yolunu tercih ediyor.

Durumun vahametini ortaya koyan bir diğer olay da VR Bound’ın çocuklarının sanal gerçeklik ile tanışması konusunda endişeleri bulunan aileler için yayınladığı rehber. Oradan direkt bir alıntı şöyle söylüyor: “Endüstri sanal gerçekliğin çocuklar üzerindeki etkilerine dair daha fazla araştırma gerçekleştirene kadar, sağduyunuza ve annelik içgüdülerinize göre hareket etmeniz gerekecek.” Aynı sayfada, sanal 3B ortamlarda uzun süre bulunmanın yol açtığı saptanan bazı yan etkilere de değiniliyor: “…şaşılık, gözlerde normal olmayan hiza, şaşı olma durumu…”

Baş dönmesi ve kablolara takılıp düşmek bildiğimiz ve göz yumabileceğimiz şeylerdi fakat çocuklarımızın şaşı olacağını bilmiyorduk, değil mi? Hayal kırıklığı yaratan nokta, Facebook gibi sosyal sorumluluk çalışmaları gerçekleştiren bir devin, Oculus ile dünyayı değiştirmeye kalkmadan önce geliştirdikleri teknolojinin insanlar üzerinde ne gibi etkiler yapacağını tam olarak kavrama gereği duymamaları. Öte yandan, komplo teoristleri bu araştırmaların yapıldığını ve halkla paylaşılmadığını söyleyebilir ki, bu da apayrı bir trajedinin habercisi olacaktır.

Sanal ve artırılmış gerçekliğin yasal gereksinimlerine dair çalışmalar yürüten Jesse Woo’ya göre, bu alana yasal çerçeveler getirilene kadar yaşanacak olan bireysel vakalar mahkemelerde anlaşmaya bağlanacak. Öte yandan, Woo donanım üreticilerinin kutuların içine bıraktıkları uyarıların çoğu senaryoda medya şirketi olarak çalışan içerik üreticilerini koruyacağının da altını çiziyor. Tüm bunlar teknolojinin bireysel kullanımı için geçerliyken, medikal kullanımda ise tam bir bilinmezlik söz konusu.

Yazar Hakkında

mm

Girişimcileri, şirketleri, yatırımcıları ve profesyonelleri bir araya getiren geniş bir ekosistem olan İTÜ Çekirdek, kimyadan elektroniğe, bilişimden biyogenetiğe tüm sektörlere açık bir girişimcilik merkezidir.

Close